top of page

DOKTORA YAPMAYA YETKİN MİSİN? GERÇEKTEN YETERLİ SABRIN, BİLGİN VE GÜCÜN VAR MI?

Doktora yapmaya neden karar verdim? Öncelikle buradan başlamalıyım.

Üniversite okumak 1990’lı yıllarda çok önemliydi ve gerçekten azimli, disiplinli bir çalışma sonucunda kazanılabiliyordu. Sanırım ben o yıllarda bu konuyu çok ciddiye almadım. İspanyol Dili veya İtalyan Dili okumak istemiştim. O zamanlar normal liselerde İngilizce eğitimi çok iyi değildi. İyi bir dil eğitimi almak istiyorsanız ya kurslara gitmeniz ya Anadolu liselerinde okumanız ya da hedefi iyi öğrenci yetiştirmek olan kolejlere gitmeniz gerekirdi.

Ben İngilizcemi kendi çabalarımla ve gittiğim kurslarla geliştirdim. O zamanki lise geçiş sınavında Anadolu Lisesi yerine Elektrik-Elektronik bölümünü kazandığım için kaydımı yaptırmadım. O zamanlar tercih yapmanın nasıl bir şey olduğunu bilmiyordum, açıkçası araştırmadım da. Sonrasında Yenimahalle Ticaret Meslek Lisesi’ne kaydoldum ve bankacılık bölümünü bitirdim.

Asla bankacı olmak istemedim. Ne ironik, değil mi? İnsan “Madem istemiyordun, neden okudun?” diye soruyor. Bankacı olmadım ama muhasebe öğrendim; en büyük katkısı bu oldu. Kelebek etkisi işte… Önemsemediğim kararlar, hayatımı hiç düşünmediğim, hiç kafa yormadığım yerlere getirdi.

Etrafımda yönlendiren, fikir veren insanlar yoktu. “Bunu yaparsan sonucu ne olur, şu kararı verirsen hayatın nasıl şekillenir?” diye konuşan kimse olmadı. Serde gençlik de vardı tabii. Asi, başkaldıran ve oldukça feminist bir yapım vardı.

Yıllar geçtikçe kitapların hayatımda daha fazla yer etmesi, öğrendiklerim ve iş hayatı tecrübem sayesinde 28 yaşında, 1 çocuk annesi olarak üniversiteye gitmeye, çalıştığım sektörde yani turizmde işimi daha iyi yapmaya ve yaptığım şeyleri daha fazla farkındalıkla yapmaya karar verdim.

İlk önce Turizm ve Seyahat İşletmeciliği ön lisans programını bitirdim. Sonra dikey geçiş ile İktisat bölümünde lisans tamamladım. 2009 yılında Turizm İşletmeciliği yüksek lisans programına kabul edildim. Ancak mobbinge uğradığım için 9 yıllık bir küskünlük yaşadım ve 2019 yılında af ile geri dönerek yüksek lisansımı tamamladım.

2019 yılında turizm alanında doktora yapmak isterken, bu sefer de kraliçe arı ve cam tavan sendromu yaşayacağımı düşünerek Turizm Fakültesi doktora bölümüne başvurmadım. Bunun yerine 2020 Ocak ayında İİBF İşletme Anabilim Dalı İşletme bölümüne başvurdum. Aslında Yönetim ve Organizasyon doktorası yapmak istiyordum ama bölüm açılmadı. Ben başladıktan 1 yıl sonra açıldı.

Şimdi doktora yapmanın nasıl bir süreç olduğunu anlatmak istiyorum.

Doktora neden bu kadar önemli? Çünkü doktora, ülkemizde doçent ve profesör unvanlarının önündeki en büyük aşama. Artık klasik anlamda bir doçentlik sınavı yok. Altı kişiden oluşan bir kurulda yaptığınız çalışmalar, yazdığınız kitaplar ve makaleler inceleniyor, ne kadar atıf aldığınız değerlendiriliyor ve bu kurul onay verirse doçent olabiliyorsunuz. Yani sınav üstüne sınava girdiğiniz bir süreçten çok; bol bol okuyup makale ve kitap yazmanız, üstüne de atıf almanız gereken bir süreç var.

Doktorayı bitirmenin ne kadar zor olduğunu içine girdikten sonra anladım. Psikolojik olarak çok zorlanıyorsunuz. Araştırma yapmak, okumak, alıntılar yapmak, yaptığınız bütün çalışmaların bir bütün oluşturması, hazırladığınız ödevlerin, sunumların ve makalelerin anlam ifade etmesi sizi sabahlara kadar ayakta tutuyor. Geriliyorsunuz; çünkü artık bir uzman olmak istiyorsunuz. Ev ödevi hazırlamıyorsunuz, sizi dinleyen ve değerlendiren insanlar sorgulayan, konuları sizden daha iyi bilen insanlar.

Koşullar şunlardı: ALES’ten ilgili puanı almak, YDS veya YÖKDİL’den doktora için en az 65 puan almak, yüksek lisans mezuniyeti ve mülakat. Bu koşullar belli yüzdelerle toplam puana katkı sağlıyor ve toplam puanınızın en az 70 olması gerekiyordu. Her üniversite kendi koşulunu belirliyor. Yabancı dili 80 isteyen de var, ALES’i 85 isteyen de. Benim yazdığım koşullar, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi’nin koşullarıydı.

2026 itibarıyla bu koşullara bir de yazılı sınav eklendi ve toplam puanı etkileyen yüzdeler değişti.

Lisans ile bütünleşik doktoraya da başvurabilirsiniz ancak lisans diploma notunuzun 4 üzerinden 3 ve üzeri ya da 100 üzerinden en az 80 olması gerekiyor. Ancak bu koşullar da değişti ve YÖK sayfasından alıntıladığım, 6 Mart 2026 itibarıyla yapılan değişiklik şu şekilde:

“2026 YÖK düzenlemelerine göre doktora başvurularında tezli yüksek lisans derecesi, en az 55 ALES puanı (eşit ağırlık/sayısal/sözel), yabancı dil sınavından (YDS/YÖKDİL) geçer not ve genellikle 4.00 üzerinden en az 3.00 yüksek lisans mezuniyet ortalaması şartı aranmaktadır. Yeni dönemde, lisans mezuniyet notunun %25, ALES’in %25, yabancı dilin %20 ve yazılı sınavın %30 etkili olduğu bir değerlendirme sistemi uygulanmaktadır.”

Sınavlara girdiniz, geçerli notları aldınız. Giriş aşamasında en zor kısım mülakat. Karşınızda 10 tane alanında uzman profesör, doçent ve doktor öğretim üyesi oluyor. Bu kadar kalabalık bir jürinin olmasının sebebi, girmek istediğiniz bölüme özgü sorular yöneltmeleri. Adaylar tek tek salona giriyor ve sorular başlıyor: Adınız ne, neden doktora yapmak istiyorsunuz, hangi alanda doktora yapmak istiyorsunuz ve o alana dair akademik sorular…

Tebrikler. Ortalama puanınız 70’in üzerinde ve bölüme kabul edilen 5 öğrenciden biri oldunuz. Tabii puan sıralamasına göre ilk 5. Yüksek lisans gibi 15-20 öğrenci alınmıyor. Haydi başlasın dersler…

İlk yıl ders işliyorsunuz, araştırma yapıyorsunuz, makale yazar gibi ödev hazırlıyorsunuz, sunum yapıyorsunuz. Bu süreçte akademik İngilizcenizin gerçekten iyi olması gerekiyor. Çünkü o alanlarda yazılmış makaleleri doğru kaynaklardan araştırmanız, bulmanız, indirmeniz, okumanız, özetlemeniz ve hazırladığınız ödeve ne kadar katkı sağlayacağını değerlendirmeniz gerekiyor. Ayrıca alıntıları doğru yapmanız şart. İntihal ve telif çok ciddi konular. İnternet sitesinden aldıysanız tarihine ve sayfa adresine kadar belirtmeniz çok önemli.

Benim aldığım dersler şunlardı:

  1. Stratejik İnsan Kaynakları

  2. Yönetim Alanında Yönlendirilmiş Okumalar

  3. Mikro Örgüt Kuramları Tartışma Alanları

  4. Makro Örgüt Kuramları Tartışma Alanları

  5. Yönetim Psikolojisi

  6. Örgütsel Davranış

  7. Örgütsel Davranış Alanında Yönlendirilmiş Okumalar

  8. Sosyal Bilimlerde Araştırma Tasarımı ve Yöntemleri

  9. Anabilim Dalı Semineri

  10. Bilgi Yönetimi

  11. Uzmanlık Alan Dersi

  12. Doktora Yeterlilik Hazırlık Dersi

Tebrikler. Bu dersleri de hakkıyla verdiniz, ödevlerinizi hazırladınız, sunumlarınızı yaptınız, sınavları geçtiniz ve ortalamanız 4 üzerinden 3’ün üzerinde. Övünmek gibi olmasın demiyorum; ortalamam 3,96.

Sıra geldi doktora yeterlilik sınavına.

Bu sınav yüz yüze mülakat şeklinde yapılıyor. Yine doktora kabul mülakatı gibi ama bu sefer danışman hocanızla birlikte toplamda 5 kişilik, alanında yetkin profesör ve doçentlerden oluşan bir jüri karşısına geçiyorsunuz. Nasıl devam ediyorsunuz, çalışmalarınız ne durumda, bu süreçte ne öğrendiniz, tezinizi hangi konuda yazmaya hazırlanıyorsunuz, bilime hangi katkıyı sağlayacaksınız… Bunların hepsi tek tek soruluyor. Kuram ve kavram soruları sizi terletiyor, strese sokuyor.

Bir kez daha tebrik ediyorum sizi, bu sınavı da geçtiniz. Başlasın tez hazırlık aşaması.

Danışman hocanızla saatlerce, günlerce konuşuyorsunuz: Tez hangi konuda olacak, daha önce araştırılmış mı, bilime nasıl bir katkı sağlayacak? Konular artık değişkenlere dönüşüyor. Hangisi bağımlı, hangisi bağımsız değişken olacak? Bu değişkenlerle ilgili saha araştırması yapılmış mı? Yapıldıysa hangi yöntemler kullanılmış? Anket mi, mülakat mı, deney mi, gözlem mi?

Benim alanım sosyal bilimler olduğu için deney yapamadım tabii. En uygun yöntemler anket ve mülakattı. Eğer daha önce anket yapılmadıysa ölçek geliştirmeniz gerekiyor. O soruları oluşturmak ayrı bir gerginlik. Çünkü gerçekten ölçmek istediğiniz konuyu yansıtması gerekiyor. Araştırma sonuçlarını etkileyecek şekilde yönlendirme, manipülasyon ya da açık uçlu sorular olmamalı. Sorular, araştırma yapmak istediğiniz örneklem tarafından anlaşılabilir olmalı.

Benim ilk bağımsız değişkenim Kaos Teorisi idi. Kaos Teorisi aslında bir fizik teorisi ve matematiksel alanlar dışında sosyal bilimlerde, birkaç araştırma hariç, bağımsız değişken olarak neredeyse hiç çalışılmamıştı. O kadar zor bir konu seçtim ki — gerçi kolayı hiç sevmedim; illa bir katkım olsun istedim — ölçek geliştirme sürecimiz çok zor geçti. Dört-beş ayımızı aldı. Çünkü soruları kafanıza göre yazamazsınız; ölçmek istediğiniz konuyla gerçekten ilişkili olması gerekir.

Harvard, Yale, Stanford, Oxford gibi çok üst düzey üniversitelerin açık kütüphanelerinde bu konu üzerine yazılmış doktora tezlerini araştırdım, buldum. Alandaki makaleleri taradım, hepsini okudum ve doğru cevapları alabileceğimiz soruları oluşturduk. Bu soruların “anti”lerinin de olması gerekiyor; çünkü cevaplayanların dikkat düzeyini de ölçüyorsunuz.

Sonuçta 38 soruluk bir Kaos Teorisi ölçeği geliştirdik. Tabii bunun geçerliliğinin de SPSS’te faktör analizi ile doğrulanması gerekiyor. Bunu pilot bir çalışma ile yapabiliyorsunuz. En az 100 kişi ile. Cevapları alıp SPSS’e veri girişi yapıyor, faktör analizi uyguluyor ve Cronbach Alpha değerini alıyorsunuz. En az %70 çıkmalı ki güvenilir kabul edilsin. Bu sonucu alamazsanız sorunlu sorular değişecek, tekrar pilot çalışma yapılacak ve süreç uzayacak.

Doktora tezi için anket yapmaya karar verirseniz, geçerli anket sayınızın 350-400 arasında olması gerekiyor ki araştırmanızın bilimsel bir değeri olsun. Evet, çok “gerekiyor” dedim farkındayım ama gerçekten gerekiyor; olmazsa olmuyor.

Diğer bağımsız değişkenim Kuantum Liderlikti. Şükür ki bu değişken için daha önce ölçek geliştirilmişti. Onu kullandık.

Gelelim bağımlı değişkene; yani Kaos Teorisi ve Kuantum Liderliğin etkilediğini düşündüğümüz konuya: Kriz Yönetimi. Bu konu da daha önce defalarca çalışılmıştı, onu da kullandık. Ama tabii ki kimlerden aldığınızı, ilk kimin geliştirdiğini, nasıl geliştirdiğini, nerede uygulandığını tek tek kaynak göstermek zorundasınız.

Anket oluştu. Şimdi bunu belirlediğiniz örnekleme uygulayacaksınız. İşletmelere gidiyorsunuz, anketleri bırakıyorsunuz, yeri geliyor başlarında bekliyorsunuz. Çünkü insanlar anketlerle uğraşmak istemiyor. Rica minnet doldurulmasını sağlıyorsunuz, sonra tekrar gidip topluyorsunuz. Bu da başlı başına bir süreç; en az 2-3 ay sürüyor.

Ben 612 anket dağıttım. 512’sini geri toplayabildim. 89’u eksik işaretlenmişti, analiz dışı bıraktım. 451 anket ile sonuca ulaştım.

Anketleri topladınız, tebrikler. Şimdi bunları SPSS veri analiz programına kodlayarak girmeniz gerekiyor. Çünkü SPSS yazılardan değil, kodlardan anlıyor. Matematiksel olarak size hesap yapacak; grafikler oluşturacak, ortalamalar ve yüzdeler verecek. Siz de bu yüzdeleri, ortalamaları ve grafikleri kullanarak analizleri yorumlayacaksınız. Ne buldunuz, ne bulamadınız, hipotezleriniz doğrulandı mı, etki var mı yok mu…

Benim SPSS’e girdiğim veri sayısı; 38 Kaos Teorisi sorusu, 25 Kuantum Liderlik sorusu, 30 Kriz Yönetimi sorusu ve 7 demografik soru ile birlikte, 451 geçerli anket üzerinden toplam 45.100 veri oldu. Veriyi işlemem 2 ay sürdü. Beynim yandı diyebilirim. Çünkü veri girerken her bir ankete sayı atadım; sonra kontrol etme şansım olsun diye. Bazen yorgunlukla veri girmeyi unutabiliyor, satır atlayabiliyorsunuz. Sonra dönüp o anketi bulmanız ve eksik veriyi tamamlamanız gerekiyor.

Bitti mi veri girişi? Haydi bakalım, başlasın analizler:Cronbach Alpha güvenilirlik testi, Spearman korelasyon analizi, faktör analizi, ANOVA, Yapısal Eşitlik Modeli, R (Lavaan) analizi, aritmetik ortalama, yüzde, korelasyon, hiyerarşik çoklu regresyon analizleri ve demografik analizler…

Analizleri yaptınız, rakamlar, tablolar, yüzdeler ortaya çıktı. Şimdi sıra geldi yorumlamaya.

Kısacası — pek de kısa olmadı ama olsun — yıllarca araştırdınız, okudunuz, alıntıladınız, cümleler kurdunuz, yazdınız da yazdınız. Yazdıklarınızı okudunuz, sildiniz, tekrar yazdınız. Analizleri eklediniz, yorumladınız, yine yazdınız. Sonuç ne oldu, ne öneriyorsunuz, onları da yazdınız.

Bu aşamada Kaos Teorisi ile ilgili 350 İngilizce ve Türkçe makale, 18 doktora tezi, 48 yüksek lisans tezi, 50 İngilizce ve Türkçe e-kitap ve fiziksel kitap, sayısını bilemediğim kadar internet sitesi taramışım. Kuantum Liderlik ile ilgili 13 doktora tezi, 25 İngilizce ve Türkçe e-kitap ve fiziksel kitap, 226 İngilizce ve Türkçe makale, 20 yüksek lisans tezi ve yine sayısını bilemediğim kadar internet sitesi incelemişim. Kriz Yönetimi ile ilgili ise 30 doktora tezi, 78 İngilizce ve Türkçe makale, 10 yüksek lisans tezi, 20 İngilizce ve Türkçe e-kitap ve fiziksel kitapla çalışmışım. Hepsi klasör klasör bilgisayarımda, kitaplığımda ve tezimin kaynakça bölümünde kayıtlı.

Ve o büyük gün: TEZ SAVUNMA SINAVI.

Buraya kadar vazgeçmeden geldiğiniz için ayrıca tebrik ediyorum sizi. Çünkü bu aşamada insan defalarca vazgeçmek istiyor. “Benim derdim ne, neden bu kadar uğraşıyorum?” diyorsunuz. Sıkılıyorsunuz, bunalıyorsunuz. Çevrenizdeki insanlar da “Bu saatten sonra doktora unvanı alıp ne yapacaksın?”, “Başımıza profesör mü kesileceksin?”, “Yaşın kaç oldu?”, “Daha ne kadar okuyacaksın?”, “Zaten çalışıyorsun, gerek var mı?” diyerek bazen sizi küçümsüyor, bazen anlamıyor. Ama siz yine de vazgeçmiyorsunuz. İşte bu gerçekten takdire şayan bir duruş.

Bu arada, tezinizi savunabilmeniz için uluslararası bir kongrede sunum yapmış olmanız, 1 bildiri sunmanız ve 1 yayımlanmış makale ya da ISBN almış tek yazarlı bir kitabınızın bulunması gerekiyor. Bunlar yoksa tez savunmasına giremiyorsunuz.

Sonra yine danışmanınızla birlikte, bu kez tezinizi savunacağınız jüri karşısına geçiyorsunuz. Karşınızda yine alanında yetkin profesörler, doçentler ve doktor öğretim üyeleri var. Anlatacaksınız, sonra da yaptığınız her şey sorgulanacak: Neyi neden yaptınız? Doğru mu araştırdınız? Doğru mu analiz ettiniz? Bunu neden böyle yorumladınız? Bilime katkı sağladınız mı?

Aradaki bazı şeylerin detaylarını da vermedim sevgili arkadaşlar. Altı ayda bir Tez İzleme Komitesi’ne rapor veriyorsunuz. Çalışmalarınız nasıl gidiyor, onu anlatıyorsunuz. Her hafta danışmanınızla yazdıklarınızı okuyorsunuz. O size editörlük ve mentorluk yapıyor ama aynı zamanda sizi ciddi şekilde sorguluyor:Gerçekten araştırdın mı, yoksa kes-kopyala-yapıştır mı yaptın?O cümleyi neden öyle yazdın?Şöyle yazsan daha iyi olmaz mıydı?Anlam düşmüş.Farklı bir anlam çıkmış.O cümleyi gerçekten sen mi düşündün, yoksa bir yerden mi aldın?Aldıysan kimden aldın?Hangi çalışmadan, hangi sayfadan aldın?

Yani öyle kolay olmuyor o işler.(Bu cümle de kız kardeşimden alıntıdır.)

Doktora; ALES, yabancı dil, yüksek lisans, mülakat (mülakat yapıp yapmamak üniversitenin inisiyatifindedir) ve bu yıl gelen merkezi yazılı sınavla birlikte beş ayrı aşamadan geçerek başlanan; bu aşamalarda alınan puan ortalamasıyla ilk beşe girilerek kabul edildiğiniz, ardından her bir ders için sınavlar ve sunumlar verdiğiniz, sonrasında yüz yüze yeterlilik sınavına girip en sonunda da tez savunması yaptığınız bir süreçtir.

Yani kısacası bu unvan öyle kolay elde edilmiyor.

Hiç kolay değil.Hem de hiç değil.

Her yerde sahte diplomaların ortaya çıktığı, birkaç ay ya da birkaç kursla belge alıp “uzmanım” diye ortalıkta gezenlerin arttığı, bilgiye erişim kolaylaştı diye birkaç video, birkaç reels ve birkaç kitapla herkesin her şeyi bildiğini sandığı bir dönemde; gerçekten dirsek çürüterek, beyninizi yakarak doktora yapmanın, kendinizi bir konuya adamanın ve insanlığa bir katkı sunmaya çalışmanın ne kadar zor ve ne kadar önemli bir süreç olduğunu vurgulamak isterim.

Ve evet…Bu çabayı gösteren insanlar saygıyı hak ediyor.


Not: Bu yazı da hazırlanırken defalarca okunmuş, silinmiş ve tekrar yazılmıştır.

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör

Yorumlar


bottom of page